BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE

 

 

BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE

 

Sevgili arkadaşlar bugün pek de sevimli olmayan bir konuyu irdelemek, tartışmaya açmak istiyorum. Birçoklarınızın itirazlarını şimdiden duyar, görür gibiyim. Konu “benim söylediğim veya senin söylediğin doğrudur” gibi bir şey değil aklımıza takılanlar için birbirimizle fikir değiş tokuşu yapmaktır.

Ailemizden birini, bir yakınımızı, bir dostumuzu, arkadaşımızı, bir sevdiğimizi kaybettiğimizde bizim dışımızdakiler bize başsağlığı dilerler. Ölüm denen olay karşısında, acizlik duygusundan olacak, bize yardım edemeyeceklerini bildikleri için bu deyimle üzüntümüze ortak olmak istemekte, çare yerine kendilerinin de üzüldüklerini bu deyimle bildirmiş olmaktadırlar.
Paylaşınca üzüntünün azalacağına inanılır. Başın sağ olsun ne demek?
“Ölenle ölünmez, ölen öldü, sen sağ ol” der gibi kaba bir anlama geldiği düşünülmemelidir. Bu deyimin doğru anlamı, “başın veya başınız sağalsın” şeklindedir. Azerbaycan Türkçesi’nde “sağalmak” sözü “hastanın iyileşmesi” anlamına gelmektedir. Türk dilindeki sağ sözü, ölü sözcüğünün karşıtı olarak yaşayan anlamının dışında bir de iyi anlamına da gelir. Yani sağalmak da iyileşmek demektir.
Baş sözcüğüne gelince; insan bir sevdiğini kaybedince başından yaralanmış, ruhsal, sinirsel dengesi bozulmuş demektir. Baş sözcüğü, Anadolu Türkçesi’nde yara anlamına da gelmektedir. Çıbanbaşı deyimindeki baş da o organdaki hastalıklı durumu anlatmak için kullanılmaktadır. Çıban yarası anlamına gelmektedir.
Başın sağ olsun deyimi, aslında “Yaran iyileşsin” gibi bir anlama geliyor… Türkçemizde tedavi-terapi sözcüğünün karşılığı da bildiğiniz gibi sağaltımdır.
Başın sağ olsun ve başsağlığı yerine Arapça taziye sözcüğü de kullanılmaktadır. Bu sözcüğün kökeni Arapça ˁzw kökünden gelen taˁziyat تعزية “başsağlığı dileme” sözcüğünden alıntıdır. Arapça ˁazāˀ عزاء “metanet, (ölüm karşısında) ağırbaşlılık” sözcüğünün tefˁîl vezni mastarıdır.
Ölüm karşısında metin ol demenin anlamı ise senin ölüm nedeniyle içine düştüğün veya düşeceğin kötü durumlarda ben senin yanındayım demektir. Elbette böyle demek, söylemek her zaman yanında olmak anlamına gelmemektedir. O da başka bir konudur.
Ölüm olayı karşısında bize başsağlığı dilenirken ölen için de bazı ifadeler kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları:
Allah rahmet etsin
Allah, tanrı taksiratını affetsin
Mekânı cennet olsun
Toprağı bol olsun
Huzura kavuşsun
Yerinde huzur içinde olsun
Kabir azabı çekmesin
RIP (Rest In Peace) Barış içinde kalsın
Işıklar içinde olsun
Yıldızlar yoldaşı olsun vb.
Elbette bu ifadelerin anlamları tartışmalıdır. Bu tartışmalar konumuzun dışında kalmaktadırlar.
Bir insan için değil sevdiği birinin ölmesi, bir şeyini bile yitirmiş olması ne kadar acı, ne kadar sıkıcıdır. Yiten bir şeyin bulunması veya yerine yenisinin konması mümkün iken bir canlının diriltilmesi söz konusu olmaz, olamaz. İşte belki de bu yüzden üzüntü de büyük olmaktadır. İşte belki de bu yüzden başsağlığı/taziye toplumun sosyo-kültürel yapısında çok önemli bir yer tutmaktadır.
Başsağlığı zaman ve yere göre içerik ve biçim olarak çok büyük farklılıklar göstermektedir. Bu geleneğin toprağa bağlı feodal, tarım toplumlarında geliştiğini ve ritüelleştirildiğini söyleyebiliriz.
Anadolu’nun birçok bölgesinde hala geçerliğini sürdüren gelenekler vardır. Cenaze için bir yerde camide veya cemevinde bir tören düzenlenir. Cenaze için namaz kılınır. Ölen için helallik alınıp verilir. Ölen kişi için törene katılan katılmayan kişiler saygılarını ifade ederler. Cenaze genel olarak ölenin yakınları ve sevdiklerinin oluşturduğu bir kalabalık aracılığı ile defnedilir. Bunların hepsi bir yardımlaşma ile yapılır. Bunlar çok gerekli ve güzel bir gelenektir. Ölenin evinde taziye için bir oda, bir çadır vb. yer ayrılır. Ölü evinde yemek pişmez, yemek komşu ve akrabalar tarafından pişirilip getirilir. Taziye evinde yüksek sesle konuşulmaz, radyo açılmaz, müzik dinlenmez. Ölenin inançları doğrultusunda ölenin geleceğine ilişkin iyi dileklerde bulunulur yani onun için dua edilir. Ölen ardından konuşma yapılması iyi karşılanmamaktadır.
Bazen bu duaların ölenden çok dua edenin dünyasını da yansıttığı görülmektedir. Bu geleneğin ayrıntıları bu anlatılanlardan elbette çok daha fazladır. Örneğin ölü evinde gelenlere hoş geldin denmez, gidenler de sırtını dönüp çıkmaz, geri geri giderek uzaklaşır. Gelenlerin ayakkabıları düzeltilmez. Cenazeyle ilgili olarak yapılan tören, seremoni ayrı bir konudur. Konumuz başsağlığı olup ölenin yakınlarına baş sağlığı dilemeyene, taziyede bulunmayana o toplulukta iyi gözle bakılmaz. Bu konuda toplumun görünmeyen bir baskısının varlığından söz edilebilir.

Toplumdaki başat üretim ilişkisinin değişmesi toplumun sosyokültürel yapısını, toplumun gelenek, görenek ve adetlerini de derinden etkilemektedir. Eskiden köy veya kasabalarda bazı durumlarda bir aya kadar uzayabilen taziyeler köylerden kentlere hızlı göç, ulaşım ve iletişim araçlarının gelişmesi, kırsal yaşam biçiminden kentsel yaşama geçilmesi eski geleneklerin uygulanmasını olanaksızlaştırmaktadır. Bir dönem evlerde, evlerin avlularında oluşturulan taziye yerleri veya çadırları o köy veya kasabada birkaç günlüğüne kiralanan bir yere dönüşmektedir. Giderek yeni kuşaklar bu gelenekler ile olan bağlarını kopartmakta, bu gelenekler onlar için bir yük, bir külfet halini almaktadır.
Zaman içinde gidip gelmeler de azalmakta başsağlığı dileme işi telefonlarla, sosyal medyalar aracılığı ile yerine getirilmektedir.
Cenaze törenine çelenk de göndermek de bu geleneklerden bir tanesidir.
Üzerinde durulması gereken bu geleneklerin içerik ve biçimlerinin değişmesidir. Ne kadar itiraz edilirse edilsin insanların çoğunluğu toplumda kendilerine kötü gözle bakılmasından korktukları için başsağlığı dilemeyi bir görev olarak yapmaya başlamışlardır. Bu dilek de hemen hemen tamamı ile sözde kalmakta ölenin yakınlarına verilen sözlerin gereğini yerine getirmeye dönüşmemektedir. Ölenin yakınları cenazeden sonra kendi gelecekleri, kaderleri ile baş başa kalmaktadırlar. Kalanlar, ölenin bakmakla yükümlü olduğu yakınları toplumun sosyal güvenlik sistemlerinin sağladıklarıyla yetinmek zorundadırlar. Feodal yapı yerine modern dünyanın kuralları geçmektedir. Doğrusu da budur. Çünkü elden gelen övün olmaz o da zamanında bulunmaz sözü boşuna bir deyim haline gelmemiştir. Öte yandan yapılan yardımların başka amaçlara hizmet ettiği de acı bir toplum gerçeğidir. Sosyal güvenlik sisteminin daha da gelişmesi bu geleneği belki de en aza indirecektir. Son yıllarda özellikle büyük kentlerde cenazenin kaldırılması ve ilk üç gün içinde cenaze yakınlarının zorunlu ihtiyaçlarının belediye hizmetleriyle karşılanması da bu geleneklerin önemini yitirmesine neden olmaktadır.

Başsağlığı konusuna dönersek; şunları da söylememiz gerekiyor: Ölenin yakınları başta basılı gazeteler olmak üzere, televizyonlarda, dijital ve konvansiyonel medyalarda ölüm ilanları vermektedirler. Yine bu ölüm olayı nedeniyle birçok gerçek ve tüzel kişiler de başsağlığı ilanları vermektedirler.
Bu ilanlara biraz daha yakından bakacak olursak; gerçek kişilerin ölüm veya başsağlığı ilanı vermesi doğaldır. Ancak kamu veya özel sektör tüzel kişisinin, bir kurum veya kuruluşun, bir şirket, sendika, vakıf veya derneğin ölüm veya başsağlığı ilanı vermesi akla uygun değildir. Tüzel kişiler için üzülme veya sevinme gibi duygular söz konusu olmadığına göre bir üzüntüyü veya neşeyi de paylaşmaları düşünülemez. Eğer o dernek veya şirketin ya da kurumun üye veya ortakları adına bu işlemlerin yapıldığı söyleniyorsa onların her bir olay için üyelerinden izin-onay almaları gerekmektedir. Eğer böyle bir onay veya yetki yoksa o dernek, şirket veya kurum üyelerine, temsil ettiği gerçek kişilere karşı sorumludur. Bu sorumluluğun somut şekli bu işlemler için harcanacak paranın bu kurum ve kuruluşlara, dernek veya sendikalara ödettirilmemesi, harcamaları yapan temsilcilerden tahsil edilmesi anlamına gelmektedir.
İmam cenaze namazıyla birlikte cemaate soruyor, hakkınızı helal ediyor musunuz, diye… İmam bu duyarlığı gösterir iken bizim tüzel kişiler üye veya ortaklarına karşı bu duyarlığı niçin göstermezler?
Bu harcamalar bu kurum veya kuruluşların temsil veya reklam harcamaları kaleminde muhasebeleştirilmektedir. Bu işlemin de başsağlığı denen gelenek ile ne kadar örtüştüğü ve ne kadar etik/ ahlaki olduğu mutlaka tartışılmalıdır.

Duygudan yoksun bu tüzel kişilikler öldüklerinde yani iflas etiklerinde veya münfesih sayıldıklarında NASIL başsağlığı dilenmiyorsa, taziye ilanları verilmiyorsa insani bir duygusu bulunmayan bu tüzel kişilerin başkaları için taziye, başsağlığı ilanı vermesi nasıl mümkün olabilir, nasıl doğal veya normal karşılanabilir?
Toplumumuzda kavramlar yerli yerine oturtulduğunda, gelenekler, sözcük, deyim ve kavramların anlamlarına göre işlem yapılması halinde toplumda birçok şey daha iyi olacaktır.

Ek-not: Ölen için “rahmetli” ifadesi kullanılması da bana göre yanlıştır. İslam inancında olanlar ölen için elbette Allah’tan rahmette bulunmasını dileyebilir veya dua edebilir. Bunda bir yanlışlık bulunmamaktadır.
Rahmetli Allah’ın rahmetine nail olmuş, rahmetine kavuşmuş anlamına gelmektedir. Bu konu yani ölenin rahmete kavuşup kavuşmadığı yaşayan insanlar için tam bir bilinmezliktir. Biliniyormuş gibi ölenin “rahmetli” olarak nitelendirilmesi her şeye kadir olan Allah’ın işine karışmak demektir.

Bir yandan rahmet dilemek bir yandan da onun rahmete kavuştuğunu söylemek ise bir çelişkidir.

Toplum belleğine yerleşen bu yanlışların, galatların temizlenmesi gerekmektedir
Saygılarımla…

aCp
15.01.2022

 

1 comments On BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE

Yorum bırakın:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.